Yalnızkartal'ın Amerikan Yerlileri (Kızılderililer) Sayfası
   
 
  Yalnızkartal'ın ruhani yolculuğu

YALNIZ KARTAL’ IN RUHANİ YOLCULUĞU

 

Serin bir rüzgarın taze dokunuşlarını  yüzünde hisseder genç adam. Hafifçe vücudunu haraket ettirmek ister ancak öyle derin bir ağırlıkla bastırılmış gibidir ki yatmakta oldugu sert toprak yatağında,  kıpırdıyamaz bile. Kutsal Toprak Ana sıkısıkıya kucaklamıştır sanki onu. Gözlerini hafifçe aralar, ortalıkta tan vaktinin koyu karanlığı hüküm sürmektedir. Yüzünde taze rüzgarın serinliğini , vücudunda çadırının  içerisinde artık köz haline dönüşmüş ateşin içini ısıtan sıcaklığını hisseder . Ateşe  konulmuş tasta yolculuğu esnasında  Kutsal Ruhlarların onu kötülüklerden  korumasını  sağlayacak şifalı otların huzur veren kokusunu duyabilmektedir . Yavaşça olup biteni hatırlamaya çalıştıkça başının ağırlaştığını , rüya ile gerçek arasındaki çizgide gezindiğini , iyi ve kötü ruhların halen çadırın  içinde dans etmekte olduğunu  hissetmektedir yalnızca. Tüm bedeninde , yıllarca sürmüşçesine geçen bir hayatın yorgunluğunu , ağırlığını ve beynindeki karmaşasını duyumsamaktadır. Usulca  gözleri açmaya ve gölgeleri daha net algılamaya başlar. Köz haline gelmiş ve sönmeye yüz tutmuş ateşi görür . Toprağın , bitkilerin, rüzgarın , havanın kokusu ona şimdi  daha bildik ve tanıdık gelmektedir. Ateşin içeriye  yaydığı loş ışıkta karşısında asılı duran savaş başlığını, okluğunu, yayını, savaş baltasını ve yanmaya hazır duran barış çubuğunu daha net seçebilmektedir. Yavaşca yerinden doğrulur. Çömelir vaziyette başını önce toprağa doğru eğer ve elleriyle sanki yüzyıllardır uyuduğu yatağı, yani toprağı okşar , atmakta olan kalp atışlarını hissetmek istercesine. Çalan davulları duymaktadır sanki. Başını yavaşca yukarıya, çadırın tepesinden görünmekte olan gökyüzüne doğru kaldırır, ellerini iki yana açar, şükreder yeniden uyandığına ve şükreder yeniden nefes almasını ona bahşeden  yüce yaratıcısına. Elleriyle usulca bedenine dokunur, vücudunun her hücresinin ayrı ayrı hisseder, görüdüğü rüyalarını anımsarken tekrar hayata dönüşünü kutlar. Büyülü ve çok uzun bir yolculuğa çıkmıştır . Zaman ve mekan kavramının dışındaki bir dünyaya yolculuk yapmıştır. Şimdi bu anda  o  ruhani yolculuğun son anlarındadır ve herşey yavaş yavaş aydınlanmaktadır dışarıdaki havayla beraber zihninde de.

 

Birden bir ses yankılanır çadırının  içerisinde, gök gürültüsü kadar güçlü .  " Anlat oğul, anlat rüyalarını. Yaşamın  ve ölümün  dansını. Sen geleceğin habercisisin, anlat halkının geleceğini. Sen anlattıkça halkın duyacak, anlayacak ve aydınlanacaktır.  "

 

Şimdi  günler, geceler, aylar hatta yıllarca sürmüş rüyasını,  yani yolculuğunu  anımsamaya başlar. Çok uzaklara gitmiştir, " yalnız bir kartal"  olarak uçmuştur. O ilk sabahı hatırlar . Çadırından çıktığında birden vücudunda bir ürperti hissetmiş, yavaşca değişime uğradığını farkedince ürperip korkmuş ama " Büyük Kutsal Kartal " gelip önünde durup  onunla konuşmaya başlayınca korkuları yerini heyecan ve meraka bırakmıştır. Kartal Ona  "Sen, seçilmiş özel bir öncüsün , gidip herşeyi görecek,  yaşayacak, hissedecek, öğrenecek ve geri geleceksin. O zaman, sıkıntılardan , rahatsızlıklardan  kurtulacak ,  halkınıda bunlardan kurtaracak ve bir lider  olacaksın. Gelecekteki  hayatınızı güvenli  ve  güzel yaşamanız  için öncü olcaksın. Halkını  şu gördüğün yüksek, ulaşılamaz dağların doruklarında, hiçbir canlının  girmeye cesaret dahi edemediği   gizli bir  vadiye ulaştıracak , sonsuza dek mutlu , bereketli , bolluk ve sağlık içinde hayatlarını sürdürmelerinde öncülük edeceksin. Bunu başarabilirsen halkın  yok olmadan sonsuza dek bu kutsal ve gizli vadide yaşayacak. Herşey sana bağlı, şimdi git . Gittiğin yerlerde binbir farklı olayla karşılaşacaksın. Bunların herbiri bir savaş olacak senin iç ve dış  dünyanda, iyi veya kötü, bunların ayırdına çok iyi varmalı, herşeyi iyi değerlenirmeli, doğruları bulup çıkarmalı, kötülükleri ve tehlikeleri ayırdetmeyi ve hissetmeyi öğrenmelisin. Unutma halkın bu yolculuğun yıllarca sürse bile seni bekleyecek. Seni , Yalniz Kartal' ı " diye seslenmiştir.


Ve bir anda tüm bedeninin yavaş yavaş  bir kartala dönüşmeye başladığını hissederken rüzgarın onu çağırdığını duyar. Yolculuğu boyunca  " Büyük Kutsal Kartal " da onun görünmez bir koruyucusu olacaktır. Yavaşça kanatlarını açıp çırpar ve bu  ani hareketle ayaklarının altından toprağın   kayıp gittiğini hisseder. Gözalıcı parlaklıkta tüylerle kaplı kartal dönüşmüş  bedenini tarifsiz bir ürperti kaplar. Kanatlarının altından  topraklar , nehirler akıp gitmektedir , aynen aklındaki düşünceler gibi. Gözlerinde ki ufuk noktasına kadar herşeyi en ince ayrıntısına kadar görebilme gücünü hisseder. Yönünü içgüdüsel olarak  güneşe doğru çevirmiştir . Doğuya doğru uçmaktadır  .  Önce büyük suyu aşar  , o tehlikeli toprakların  üzerine vardığında  kara parçasından yükselen koku artık değişmiştir ve bu onun evinin kokusundan farklıdır. Uçar, geceler, aylar, yıllar boyu.

 

Geçtiği yerlerde çok kalabalık  ve yüzlerce kamp büyüklüklüğünde şehirler görür. İnsanlar vardır, renkleri konuşmaları farklı. Yolculuğunun  ruhani bir yolculuk olduğunu daha derinden hissetmeye başlar. Zamanın değiştiğini,  geleceğe doğru kanat çırpmakta olduğunu farkeder. Savaşları,  yanan şehirleri , patlamaları ve etrafa dağılmış  ölü  bedenleri görür. Bu garip insanlar çıldırmış gibidirler, herkes herşeyi  öldürmek için yaşamaktadır sanki . Yaşamalarına kaynak olan gücü, yani tabiatı , Kutsal Toprak Ana' yı yok etmek için amansız bir savaş halindedirler. Hem kendileriyle hem de diğerleriyle. Büyük  mantar bulutuna benzeyen o korkunç patlamaları  görür, duyar . Kartal gözlerinden akan yaşlar ölü bendenlerin üzerindeki yanıkları söndürmeye, yaraları iyileştirmeye yetmez. Yükselen dumanların etrafında dönerken haykırışları bir acı feryad olarak çınlar, bunu yapan insanların kulaklarında. İntikam alma isteği duyar ta içinde. Savaş baltasını, okunu, yayını alıp bunun hesabını sormayı geçirir aklından, ama hemen sonra Büyük Kutsal Kartal' ın ona söyledikleri gelir aklına. Savaşı kazanmalı, yaşamalı, görmeli ama hiçbirzaman kontrolünü kaybetmemelidir. Halkını  yoketmek için ülkesine gelecek bu ırkı tanımalı, neler düşündüklerini hissetmeli, öğrenmeli, onlar gibi görünmeli ancak  farklı kalarak olgunlaşmalı, ruhani yolculuğunu tamamlayıp, halkına geri dönüp , onlarla sonsuz ve erdemli yolculuğuna başlamalıdır.

 

Yıllar boyu  sürmüş bu yolculuğunda hep kötü şeyler gözlemlemiş acılar, savaşlar görmüş ve yorgun düşmüştür . Artık biryerlerde durmalı  ,  bu hayatın içine girip onu buraya çekeni bulmalı, kötülüklerin içindeki güzellikleri keşfetmeli, olgunluğa erişmeli, yolculuğunun bir diğer aşamasına başlamalıdır.

 

Yavaşca alçalır, alçalır , denizin  kenarında karaya küçük bir yolla bağlı, yemyeşil ormalarla kaplı havası temiz , ona vatanını anımsatan bir tepenin yamacındaki büyük ve görkemli bir kayaya konar. O anda orada , geride kalan yolculuğunu ve  geleceği  düşünür. Önünde olan, yeni başlayacak ,öğretilerini güçlendirecek,  onu tecrübelendirecek, yeni  yaşamını. Kendini buraya çeken birşey vardır, bunu hissetmektedir . O sırada aniden etrafının  zifiri bir karanlığa bürünmeye başladığını hisseder , yeni bir değişimim başladığının habercisidir bu . Kendini öz yaşam sıvısı dolu bir fanustaymış gibi  hisseder,  küçülür , küçülür…

 

O tepenin aşağılarındaki köyde, küçük bir evde, bir yatakta yatmakta olan saf, temiz bir bedenle bütünleşmenin büyüsüdür yaşanan.  Kendisine yeni bir yaşamın bahşedilişine tanık olmaktadır ve bu inanılmaz bir çoşkudur .

 

Artık bu büyülü başlangıçla birlikte ,  bu yeni uygarlığı yaşayarak tanıma tecrübesine başlamakta, yeni bir  yaşama kucak açmaktadır . Yeni yaşamında da ilk tanışıklıkları yine toprakla , hayvanlar ve bitkilerle olacaktır.  Doğanın çocuğudur , ailesinden aldığı sevgi ,  yaşama bağlılık ve hayatı her yönüyle sevme öğretisi ona hiç yabancı değildir. İnsanın doğasında var olan temel güdülerin her yerde aynı olacağı gibi.  Bu yeni yaşamında edineceği tecrübeler Ona bundan sonra yeni dünyayı tanıma ve değer yargılarını daha doğru algılama şansı verecektir.

 

 Bu yeni tecrübesinde de yaşam onu  hem asi, hem uyumlu yapısıyla yeni bir gerçekliğin içine yöneltir. Gözlemlerini  ve edindiği tecrübeleri süzerken doğruları hep yüreğinde hisseder. Temel kural , Kutsal Toprak Ana' nın gücünü hissetmektir . İlk deneyimlerini yine onunla yaşar. Toprakla uğraşan nasırlı ellerin yüzünü okşayışındaki sıcaklık , yüzünde doğanın sertliğini ve sevginin sıcaklığının birleşimindeki çizgilerde hayat bulur. Aile sevgisi , karşılıksız paylaşımlar ve mutluluk ilk keşiflerinden birkaçıdır .  Bu doğal yaşamda  bulduğu  insan sevgisini yüreğinde hissederken yepyeni ve değişik şeylerle tanışıklıkları başlar. Yeni dünyanın icatları ; mesela kitaplar vardır, içinde neredeyse herşeyin  yazılı olduğu kesilen ağaçlardan elde edilen kağıtlara basılmış cilt cilt , boy boy. Bu insanların yok ettiklerini , icatlarını , tecrübelerini , yapacaklarını sanki sürekli hatırlamaları için gerek duydukları birşeydir, garip ama gerçek. Oysa onun insanları için gerçek , gördüğün sürece heryerde ve tüm çıplaklığıyladır, okumayı becerebildikten sonra doğa tüm bilgileri üzerine yazmıştır.  Yine TV  denilen resimli kutuyu keşfeder. İnsanların güçlü olmaya denk tuttukları ve sonucunda gücü kaybetmemek için birbirlerini bile yok etmeyi göze aldıkları yeniklerle tanışır. Para denilen uğruna her şeyin feda edildiği bir oyuncağı öğrenir . Aydınlanmak için elektriği , herşey için petrol denen neredeyse onsuz olmayan Ana'sının bağrından çıkan o siyah sıvıyı.  Bu düzende  daha fazla gelişmek ve  öğrenmek için okulu keşfeder. Herbirini yaşar birer  birer tüm bu gerçeklerin ve bu süreçle beraber  gelişiminide devam ettirir. Sürekli merak etmektedir ,  okur öğrenir ve araştırma isteği onu kamçılar. En ilginç tecrübelerinden biride TV’den  halkına benzetilmeye çalışılmış insanların beyazlarla yapılan savaşlarda vahşi, ilkel ve katil olarak gösterildiği sinema filmleri olur. Onları gördüğünde beyninde bir şimşek çakar, demek ki halkı bu duruma düşürülecek , bu savaşan , kendini yaşam bahşeden varlığı  bile farkedemeyip yok etmeye çalışan insanlık onun topraklarına da gidecek ve  onları da  yok etmeye çalışacaktır.  Şimdi yavaşça görevini ve manasını  daha da iyi kavramaya başlar.

 

Yıllar yılları kovalar, köyde başlayan hayat, şehirlere, okullara, birçok farklı, birçok değişik insana dek uzanır . O hep farklıdır, birçoklarının  tutkuyla bağlı olduğu para ile eşdeğer güce ve onu elde etmek için birbirlerini kolayca harcayabildikleri , yaşamlarını değiştirebildikleri hayatı sevemez. Ancak hayattanda kaçmaz,  içine girer, ta derinlerine. Dostlarını dost olabilenlerden seçer . Yüreğinde ekili olduğuna inandığı iyilik tohumlarını saçar çevresine. Doğasından gelen sertliği ile bir harman oluşturup sunar kendini insanlara; sevgisini, dostluğunu, arkadaşlığını, her şeyini . Bunu görebilenler alır ,  bu tomurcukların filizlenip çiçeklenmesidir onun için ve budur  hayata da  bağlayan  onu ,  yani  açan çiçekler. Yaşam her daim doğruları ve iyilikleri de barındırmaz , bu yaşam aynı zamanda bir imtihandır , kötünün iyiyle sınavı. Zaman zaman kötülüklerinde onu  esir alamaya çalıştığını , kaybedeceğini düşündüğü anlarla da karşılaşır ,hatta ne kadar yaşamın içine dalarsa kötülüklerle de okadar sık karşılaşmaktadır ama yılmaz bu zorluklardan  ve görevini hatırlar .Çoğu kez görünür veya görünmez duvarlar çıkar önüne,  teslim olmaz.  Bedenini esir alır zaman zaman  modern olduğu söylenen sözde yaşam veya düzen, ama O hep içinde vazgeçilmez olan özgürlük ateşini yanık  tutar. Bu her geçen gün köhneleşen, yok olmaya yüz tutmuş  insanlığın  sonu olacak hayata teslim olmayı reddeder. Yeni hayattında  öğrendiği  terimle “ sunni teneffüs “ için  kendini onlardan uzak doğanın kollarına atar ve  yalnız bir kartal  olan benliğini hissederek tazelenir. Sıkıntıların, kabuslara dönüşeceği kalabalıklarda içinde ona güç veren " Yalnız Kartal" ı bulur ve onu hisseder .

 

Farkeder ki bu insan topluluğu (kendilerinden çoğunlukla farklı ) genç bir tayın uçsuz bucaksız çayırlarda durmazcasına koştuğu gibi ve hızla kendi yarattığı kaçınılmaz sonuna doğru gitmektedir. Sözde rahatlık, güç, konforlu bir yaşam için bırakın doğayı ,  hayvanları diğer insanları bile kendine köle yapmayı göze alabilecek kadar  gözü dönmüşlükte ve vahşiliktedir. İlişkilerde  sevgi bile sahtedir. Karşılıksız sunduğu iyimser duygularının bile şüphe ve korkuyla karşılanması onu dehşete düşürür. Ancak  tüm bunlardan dersini almaya çalışır. Herşey ama herşey zavallı ırkı gelişim ve modernleşme dedikleri  bu süreçte sona,  hızla ölüme koşan bir bufallonun sırtında götürmektedir.

 

Kutsal Toprak Ana’ nın yüreği  deşilmektedir. Nefes almasını sağlayan  ciğerleri ormanlar, hücreleri hayvanlar yok edilmektedir . Şiddetli bir tüketim,  yemek ve bitirmek üzerine kurulmuş korkunç bir kabustur yaşananlar aslında . Bu  tuhaf insanlar , onları  planlı bir yalnızlığa iten ve uyutma makinaları olan sözde iletişim araçları   (TV'ler , radyolar , sinema, İnternet ,bilgisayar) ile uyutulmakta  ve yine  uyutucuları tarafından onlar adında  karar versin diye uydurulmuş   sahte tanrılarının  emirleriyle yaşamaktadırlar. Bu uyku korkunç ve de vazgeçilemezdir. İnsanlık uyutularak rabota  dönüştürülmekte ve  verilen emirleri harfiyen , hiç düşünmeden yerine getirmektedir . Bu korkunç durum Yalnız Kartal' ı rüyasından uyandır , rabota dönüşmemelidir . İşte o  an kaçıp gitmeyi,  halkını uyarmayı ve yaşadıklarını anlatmayı ister. Ama görevi  henüz bitmemiştir, birşeyler yapmalıdır. Yaşadığı hayat onu tehlikelerle burun buruna getirmiş,  buna rağmen iç dünyasında ki mutluluğu ve özünü yok edememiştir. Şimdi kendisi gibi olanlari aramalıdır . Yollara çıkar, ruhani yolculuklar yapar .  Hüznü, sevgiyi , dostluğu, doğayı ve dünya üzerindeki yüreğinde gerçek sevgiyi barındıran , uyumayan diğer  insanları arar.

 

Toprak Ana’nın kalp atışlarını izler , bu ona yol gösterir. Birgün yarı gerçek yarı düş bir rüya görür ;  günlerce bir çölde aç ve susuz yol aldıktan sonra bulduğu bir su birikintisinde susuzluğunu gidermek  için eğildiğinde yüzüne yansıyan  korkunç yıpranmışlığa rağmen o koca çölden daha büyük olan  küçük su birikintisinde yaşama sevincinin yansımasını görür. Suya dokunduğunda bir tek yüz, yüzlerce küçük yüze bölünür. İşte bu işaret , o koca çöldeki  küçük su birikintisinin kapladığı alan kadar bile olsa ,  yaşamın kaynağı ve tükenmediğinin kanıtıdır onun için . Yani suya yansıyan gülümseyen yüzünün silueti gibi o su birikintisinin kapladığı alan kadar bile olsa, bu yorgun dünyanın henüz yılmamış yorgun savaşçılarını bulacağına inanır. Geri kalan tüm yaşamında bu savaşçıları arar ve bulur . Bu süreç  ruhani gelişimine ve yolculuğuna gerçek manasını kazandırmaktadır.

 

Bu tecrübe ona umudu, sevgiyi , geleceği ve Toprak Ana’nın gücünü tekrar hissettirir. Kendinde olan- halkına sonsuz yaşamı sunacak - yolculuğunu tamamlayabilmek inancı kesinleşir.

 

İnsan bedeniyle uyuduğu bir gecede sıkıntılı rüya görür, bu nadiren görebildiği, hatta çok uzun zamandır görmediği bir rüyadır . Büyük Kutsal Kartal onu çağırmaktadır hem yaşamına devam etmeli, hem de artık bu bedenden ruhunu sıyırıp, onu zaten üzerine sinmiş kartal bedeni ve özgür ruhuyla bu yaşamda bir “Gökkuşağı Savaşçısı”  olarak bırakmalı , uzun zamandır çadırından  uyuyan bedenine dönmeli, halkına gördüklerini anlatmalı ve onları alıp “ Kutsal Vadi” ye götürmeli , sonsuz ve huzur dolu yaşamlarına kavuşturması gerektiğini söyler. Ter içinde uyanır, vücudunda ürperti, kulaklarında çığlıkları hisseder. Birden gözleri kararır, kendini yavaşça acılan masmavi bir gökyüzü , parlayan  güneşin altında, bir kayanın üzerinde, dinlenmiş, güçlü ve genç  bir kartal olarak bulur. Batıda bulutlar onu çağırmaktadır . Aklında yaşadıklarının temiz ve net hikayesi ile …

 

Derin bir duygu seliyle  havalanır, aşağıdan ona ellerini iki yana birer kanat gibi açmış iyi yolculuklar dileyen dostuna bakarken …  Uçar batıya doğru  günlerce ve  gecelerce...

 

Çadırın içi yavaşça tan vaktini delip geçen güneşin tepelerin ardında beliren renk cümbüşüyle aydınlanmaktadır. Ateşin közleri yavaş yavaş tükenmektedir .Yorgun bedeninde tuhaf bir dinçlik hisseder. Karşıda duran barış çubuğunu alır ve geride bıraktığı eşsiz tecrübesinde tanıdığı tüm  dostlarının siluetleri dolar bir anda çadırının içindeki ateşin etrafına. Sanki bir barış konsülündeymiş  gibi yavaşça çubuğu tüttürür, derin bir nefes alır ve bunu karşısında olan her bir dostu  için  onlar adına tekrarlar …

 

Ateş sönmektedir , yavaşça yerinden doğrulur, kıyafetlerini kuşanır , çubuğunu torbasına özenle yerleştirir. Okunu, yayını ve beyaz kartal tüyleri sarkan   mızrağını alır . Dışarıya çıktığında yarım ay seklinde kurulmuş kamp çadırlarındaki halkının çocuk, kadın, ihtiyar ve savaşçı gençlerin  uyanmış, dışarıda onu sessizce  beklediğini görür. Yalnızca davullar çalmaktadır , Toprak Ana'nın kalp atışları ritminde.

 

Büyük yolculuğa başlamaya sabırsızlanan atının ortalığı yırtarcasına kişnememsiyle sessizlik bozulur , yavaşça atına biner. Mızrağını kaldırır , kuzeydeki erişilmez görünen,  karlarla kaplı dağlara doğru uzatır ve o anda tüm halkı aynı anda kulakları sağır edercesine haykırır “ Heyyyy Yaaaaaa  Heyyyyyy ! “ ...

 

Sonsuz yaşamın kaynağına yolculuk başlar . Başını yukarıya kaldırdığında ondan başka hiç kimsenin fark edemediği kadar yükseklerde uçmakta olan  BÜYÜK KUTSAL  KARTAL’ ı görür. Yüreği sevgiyle gülümser.

 

Yazan : Geronimo Yalnızkartal  -  2000

Düzenleme : 2004

 





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: kamil( amil_kamilhotmail.com ), 21.01.2011, 09:03 (UTC):
:-



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Yalnızkartal
 
Yalnızlık

Geniş Siyah Gölgesi Hayatımı Kaplayan
Tepemde kanat germiş bir KARTAL'dır YALNIZLIK
Kalp Çırpıntılarıyla Günleri Hesaplayan
Bu Benim, Benim Olan Bir Masaldır YALNIZLIK

Cahit Sıtkı Tarancı
1931 Yılı Akedemi Dergisinden

Reklam
 
Hoşgeldiniz
 
" GERÇEK BİR MİSAFİRPERVERLİĞİN OLDUĞU YERDE ÇOK SÖZE İHTİYAÇ YOKTUR"
"Arapaho Kızılderilileri Atasözü "
 
Bugün 5 ziyaretçi (50 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
" GERÇEK BİR MİSAFİRPERVERLİĞİN OLDUĞU YERDE ÇOK SÖZE İHTİYAÇ YOKTUR" "Arapaho Kızılderilileri Atasözü "